
Hıristiyanlık Tarsus’a çok erken dönemde girmiş. Hıristiyanlığı ilk seçenler ise kentin köklü Yahudi cematine mensup kişiler. Aziz Paulus’un da, yaşamının ilk döneminde Saul isimli bir Yahudi olarak biliniyor. İ.S. 10 yılında doğdu. Ailesinin Tarsus’ta yaşadığı yıllar, kentte sosyal ve ekonomik bir yeniden yapılanmanın sürdüğü ve Romalı olmayan halka, para karşılığında Roma yurttaşlığı sağlandığı yıllar. Paulus’un ailesininde Roma yurttaşlığını bu sayede elde eder. Yahudiler’in ilk kralı olan Saul adı, Paulus’a sünnetinden sonra verildi. Havari, Romalı olduktan sonra ise Paulus adını aldı. O dönemde Yahudiler arasında, biri İbranice, diğeri ise Latince olmak üzere iki isim almak yaygın bir uygulamaydı.
Paulus’un çadırcı ustası olan babası, mesleği oğluna da öğretti. Hatta Paulus fırsat buldukça mesleğini sürdürdü. Kilikya, “Cilicium” adı verilen, çadır ve asker giysisi yapımında kullanılan keçi kılından dokumasıyla ünlüydü ve bu ürünün ticareti sayesinde yöre insanı bol kazanç elde etti. Halen Tarsus’taki göçebe Türkmenler (Yörükler) bu keçi kılı dokumalarını yapmaktadırlar.
Aziz Paulus Kuyusu
Bir zamanlar Aziz Paulus’un evinin bulunduğu yer, günümüzde Tarsus’un eski evlerle dolu Kızılmurat mahallesi sınırları içerisinde yer alıyor. Evin orijinal yerinin avlusundaki kuyu, hristiyanların haç için Kudüs’e gitmeden uğrayıp su içtikleri yer. Derinliği 38 metre olan ve yaz kış suyu hiç eksilmeyen Aziz Paulus kuyusu görülmeye değer.
Hıristiyan Düşmanı Paulus
Eğitim amacıyla ailesi tarafından Jarusalem’e (Kudüs) yollanan Paulus, burada Gamaliel’den eğitim alarak, Yahudi geleneğinde özel bir yeri olan Kutsal Yasa (Musa Töresi) konusunda yetkinleşmiş ve böylece yüksek mevkideki kişilerin sevgisini kazanmıştı. Fakat o dönemde büyük karşıklıklara sahne olan Kudüs’te; yeni bir dini yaymaya çalışan ilk Hıristiyanlar’a karşı direnişler ve yargılamalar birbirini izliyordu. Bu ilk “Öğretmenler’in” hastalara şifa dağıtması ve mazlumları koruması, toplumda hızla yandaş bulmalarına da neden oluyordu.
Paulus ise kaderin oyununa bakın ki, bu dönemde bölgedeki bütün kentlerde yaşayan Hıristiyanların korkulu rüyası idi ve kilise topluluklarını dağıtan, evlere dalıp insanları tutuklayan görevliler arasında yer alıyordu.
Damascus yolunda Mucize

Damascus (Şam) Hıristiyanlarını Kudüs’e getirmek için görevlendirilmesi, Paulun’un hayatında dönüm noktasıdır. Kutsal anlatılanlara göre, yolculuğu sırasında gökten gelen bir ışık aniden onu aydınlatır ve paulus aniden yere düşer. İlahi bir ses işitir: “Ey Saulus, Saulus… Neden bana eziyet ediyorsun?” bunun üzerine Saulus sorar: “Efendim sen kimsin?” Sesin sahibi şöyle der: “Ben mesihim, eziyet ettiğin kişi benim” der. Korkudan titreyen Saulus, “Efendim benden ne yapmamı istiyorsunuz?” diye sorunca, ses ona “ Kalk ve kente git, orada sana ne yapman gerektiği söylenecek” karşılığı verir. Beraberindeki adamların da şaşkın bakışları arasında yerinden kalkan Paulus, daha sonra Damascus’a gider.
Bu olay üzerine, tüm yaşamı ve inancı kökten değişen Paulus, Damascus’ta İsa yolundaki müritlerle birlikte yeni inancını yaşamaya başlar. Ancak bunun üzerine, Yahudilerin baskı ve şiddetine maruz kalır. Müritler, Paulus’un Damascus’ta öldürüleceği haberini alınca, onu bir sepete koyup kale duvarından aşağı sarkıtır ve kaçmasına yardımcı olurlar. Yepyeni bir kimlikle Kudüs’e dönen Paulus, burada İsa’nın öğretisini yaymaya devam eder. Aldığı tepkiler sonradan onu memleketi olan Tarsus’a dönmeye mecbur eder.
Bu sıralarda, Kudüs’teki Hıristiyanlarda yeni dini bütün uluslara yaymak üzere harekete geçmişlerdir. Kilisenin saygın kişisi olan Barnabas, Paulus’un yardımını almak için Tarsus’a gelir ve onu Antiokheia’ya (Antakya) götürür.
Hıristiyanlığı Yayma Çabaları
Antakyadaki liberal ortam ve kilise üyelerinin zenginliği Hıristiyanlığı yaymak için gereken ortamı fazlasıyla sağlamaktadır. Paulus ve Barnabas’ın Antakyada kaldıkları bir yıl süresince, kentte yeni dine inanan cemaat oluşur ve bu grubum üyelerini yeryüzünde Hıristiyan (Christiani) sıfatını alan insanlar olur.
Paulus’un yeni kiliseler kurmak üzere Antakyadan yola çıkarak başladığı ilk misyonu, Anadoludaki kentlere yöneliktir. Barnabas’la birlikte Kıbrıs (Cyprus), Antalya (Attaleia) Perge, Pisidia Antiokheiası, Konya (İkonium), Hatunsaray (Lystra) ve Derbeden geçer. Hıristiyanlığın ilk kiliselerinin anadoluda olmasının sebebi bu yolculuklardır. Bu yolculuğun ardından Paulus’un serüveni, Makedonya, Yunanistan ve Roma’da devam eder.
Yahudi Cematinin Paulus’a Öfkesi Büyüyor
Paulus Kudüs’e (Jarusalem) dönüş yolcuğuna çıktığı sırada, kentin öfkeli Yahudi cemaati tarafından çok büyük bir ayaklanma çıkarılır. Kudüs’e gelen Paulus öldürülmesini isteyenlerin feyatları arasında sorgulanmaya götürülür. Halkın taşkınlığı üzerine, Paulus’un kamçılanmasına karar verilir. Fakat bir Roma vatandaşı olması, onu sorgulayanları korkutur. Yaptığı etkileyici konuşmadan bir an için etkilenen kurul üyeleri hoş görülü bir tutum sergileyince, halk yeniden ayaklanır. Paulus askerlerin eşliğinde kral caeserea’ya sığınır ve iki yıl boyunca onun sarayında konuk olur. Ancak kurul üyeleri hala onu yakalayıp öldürmek istemektedir. Paulus Roma’da yargılanmak isteyince, yeni bir yolculuk başlar. Akdeniz’deki çeşitli limanlara uğrayarak İtalaya’ya (İtalia) doğru giden gemi, büyük bir fırtınada günlerce sürüklenir. Paulus ve gemidekiler, güçlükle Malta (Melita) adasına ulaşır. Burada 3 ay misafir edildikten sonra Roma’ya varırlar. Paulus, Roma’da kaldığı iki yıl boyunca misyonerlik faaliyelerine devam etme fırsatı bulur.
Bilinmeyen Son
Paulus’un bundan sonraki hayatı ile ilgili bilgiler kuşkuludur. Antik bir yazar’a göre Paulus, Roma’da iki yıl tutuklu kaldıktan sonra serbest bırakılır; ancak yeniden tutuklanarak, yaklaşık 67 yılında kilisenin fikir babalarından Petrus’la birlikte öldürülür.
|